İdealist insan yetiştiremiyoruz
 Türkiye’den yurtdışına eğitim almaya giden öğrencilerin kullanıldığını belirten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı “Milletimizin 200 yıldır ekmeğinden, sağlığından, eğitiminden keserek Türkiye için Batı uzmanı olsun diye gönderdiği kimseler, bizim paralarımızla Batı için Türkiye uzmanı oluyor!” ifadelerini kullandı.

GENÇLERİMİZ DE İDEALİST DEĞİL

Bir dönem Başbakanlık Müşavirliği ve Yurtdışı Türkler Başkanlığı görevlerini de yürüten Prof. Dr. Kudret Bülbül ile Türk eğitim sistemini analiz ettiği kitabı ‘Küresel Çağda Nasıl Bir Gençlik’ hakkında konuştuk. Diriliş Postası Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Prof. Bülbül, Türkiye’den yurtdışına eğitim almaya giden öğrencilerin kullanıldığına dikkat çeken Bülbül, hukuk sektörünün dünyaya kapalı olmasını eleştirdi.

Gerek mesleki görevlerim, akademik ilgim ve gerekse insanlığın geleceğine dair endişe taşıyan bir insan olarak, gittiğim her yerde yolumu bir şekilde gençlere düşürüyorum. Bu çerçevede Türkiye’de ve Avustralya’dan Almanya’ya, Amerika’dan Azerbaycan’a, yurtdışında çok farklı ülkelerde, çok farklı düşünceden gençlerle bir araya geldim. Evet, bütün dünyada bugünün gençliği, bizim yetişme dönemimize göre çok daha iyi imkânlara sahip. Ama bugünün gençliği böylesine geniş imkânlar arasında yolunu daha fazla kaybediyor sanki. Çok daha fazla rehberliğe ihtiyaçları var.

Bugün, genel olarak gençlerimize bakıldığında idealist gençlerimiz kariyer sahibi değil, kariyer sahibi gençlerimiz de idealist değil. Diğer taraftan, gençlerimizin önemli bir kısmı, ağır ve yakıcı iş bulma baskısı altında kaldıklarından, kendileri ile uyumlu bir mesleğe sahip değil. İşte bu çalışma bir taraftan idealizme ve kariyere ayrı ayrı değil aynı anda sahip olan ve diğer taraftan kendisiyle/kişiliğiyle uyumlu meslekler edinebilen bir gençlik ihtiyacından doğdu.

2 ASIRDIR BOZUK OLAN EĞİTİM SİSTEMİ

Bugün Batı dâhil eğitim sistemi nerede ise tüm dünyada sorunlu. Batı dışı toplumların kendi tarihlerine, kültürlerine, medeniyetlerine yönelik bir eğitim felsefesi ve bu felsefeyle uyumlu bir eğitim politikası geliştirememiş olmaları ontolojik bir mesele. Bu durum Latin Amerika’nın, Uzak Doğu’nun, Afrika’nın ve bizim de belki iki yüz yıldır karşı karşıya olduğumuz varoluşsal meselelerden birisi. Tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ve bunca zamandır bizim de arayış içinde olduğumuz bir meseleyi, bugünün gençlerine yetişecek şekilde çözmek çok mümkün görünmediğinden, kendilerini daha iyi yetiştirmeleri için gençlerimize daha fazla yüklenmekten başka çare kalmıyor. Eğitim sistemimizin bütün yükü yine gençlerimize kalıyor.

“EĞİTİM SORUNLARI SADECE MEB VE YÖK’LE ÇÖZÜLMEZ”

Eğitim, kültür, sanat gibi konuların kısa, basit ve hızlı çözümleri yoktur. Ama şunları söyleyebiliriz. Milyonlarca öğrencisi, öğretmeni, akademisyeni, okulları ve üniversiteleri ile MEB ve YÖK üzerinden, sadece devlet kurumlarıyla, Türkiye’nin eğitim sektörünün ihtiyaçlarının altından kalkabilmesi imkânsızdır. Bu konuda yakın dönemde atılan adımlar hızlandırılmalı, sağlık sektöründe gerçekleştirilen dönüşüm eğitim alanında da gerçekleştirilmelidir. Gelişmiş ülkelerin girdiği yön ve vakıf medeniyetimizin gereği de budur. MEB ve YÖK eğitim alanındaki doğrudan uygulayıcı kurum olmaktan çıkarılarak, Sağlık Bakanlığı örneğinden hareketle, tedricen daha fazla planlama, denetim ve koordinatör kurumlara dönüştürülmelidir.

“UZMAN YETİŞTİREMİYORUZ”

Sadece öğrenciler gitmiyor yurtdışına. Pek çok kamu kurumumuz, bakanlıklarımız ve üniversitelerimiz nerede ise iki yüz yıldır araştırma, bilgi görgü, akademik amaçla çalışanlarını Batı’ya gönderiyor. En fazla da Fransa’ya gönderiyoruz. Ama bugün bir Siyaset Bilimci olarak bana ülkemizin Fransa’nın emperyal vizyonunu bilen beş tane uzmanı var mı diye sorsanız size kolaylıkla evet diyemem. Mutlakıyetten Meşruiyete, Meşrutiyetten Cumhuriyete, Cumhuriyetten Demokrasiye geçiyoruz. Rejimlerimizi değiştirebiliyoruz. Ama uzman yetiştirememe özelliğimiz hep baki. Peki, niye böyle oluyor? İki nedenle böyle oluyor. İlki, kurumlarımız yurtdışına gidenleri yeterince yönlendirmediği için gidenler tembellik edip Türkiye’yi çalışıyorlar. İkincisi ve daha önemlisi gidilen ülkelerdeki emperyalist vizyona sahip hocalar onları geldikleri ülkeyi çalışmaya yönlendiriyorlar.

“BATI İÇİN TÜRKİYE UZMANI OLUYORLAR!”

Bu durumun sonucu olarak, milletimizin 200 yıldır ekmeğinden, sağlığından, eğitiminden keserek Türkiye için Batı uzmanı olsun diye gönderdiği kimseler, bizim paralarımızla çoğunlukla Batı için Türkiye uzmanı oluyorlar. Çoğunlukla çalıştıkları konular bizim ihtiyacımız olan değil, onların ülkemize daha fazla nüfuz edebilmelerini sağlayıcı konular oluyor. Türkiye için ABD, Almanya, Fransa, İngiltere uzmanı değil, o ülkeler için Türkiye uzmanı oluyorlar. Batıya gönderdiğimiz insanların 200 yıldır kendi toplumuna yabancılaşmasının, “aydın”ların toplumumuzdan kopukluğunun önemli nedenlerinden birisi de budur. Emperyalizm, kaba, kolay anlaşılan değil, ince çok sofistike bir süreçtir.

“TÜRKİYE ÇALIŞMALARINA İZİN VERİLMESİN”

Çözüm çok basit aslında. Yurtdışına akademik, araştırma vb. her ne adına gönderilirse gönderilsin, gönderilenlerin zorunlu olmadıkça Türkiye çalışmalarına izin verilmemesi. Karşılaştırmalı analizler açısından bazen ihtiyaç duyulabilir. Bu durumda gönderilen kurumdan izin alınması. Bu kadar basit bir düzenleme yapılmadığı için, ülkemizin sınırlı kaynakları ile yurtdışında yapılmış bazı çalışmaları duydukça inanın yüreğim sızlıyor. Maalesef bu acı örneklerle sürekli karşılaşıyoruz. Daha acısı da yurtdışına gidenlerimizden bazılarının bu durumu içselleştirmeleri.

“HUKUÇULARIMIZ DIŞ DÜNYAYA KAPALI”

Türkiye’de hukuk piyasası gerek kamuda gerekse özel sektörde fazlası ile doyurucu durumda. Herhalde bu durumun bir yansıması olarak hukukçularımız yeterince dış dünyaya açık değil. Diğer fakültelerle kıyaslandığında en az yabancı dil bilenler hukuk mezunları gibi geliyor bana. İhtiyaç hissetmiyorlar çünkü. Oysa hukuk hava gibi, su gibi bir toplum için en gerekli unsurlardan birisidir. Dünyadaki gelişmelerden kopuk bir hukuk camiası ülkemize yakın dönemde çok şeyler kaybettirdi. Dünyadan, özel sektörden, sivil toplumdan kopuk bir hukuk anlayışı ile yakın dönemde nice hukuk garabetleri yaşadık. Parti kapatma davaları, başörtüsü yasağında olduğu gibi, sivil yaşamı kısıtlayan gerici yorumlar, 367 kararı gibi akla ziyan pek çok kararla karşı karşıya kaldı maalesef ülkemiz. Oysa bölgesinde ve İslam dünyasındaki nadir demokratik ülkelerden biri olarak, hukukçularımıza sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada çok fazlası ile görev düşüyor. İslam karşıtlığının, insan hakları ihlallerinin, ırkçılığın arttığı bir dünyada, göçmenlerin, Müslümanlar’ın, Türkler’in haklarını savunan hukukçular Türkiye’den çıkmayacak ise nereden çıkacak? Hukukçularımız bence hızla bu alanlara eğilmeli.

“ULUSLARARASI MEDYADA SINIRLI DÜZEYDE VARIZ”

Türkiye 80 milyonluk bir ülke. Ama uluslararası görünürlüğü hak ettiğinin çok gerisinde. Uluslararası kurum ve kuruluşlara baktığınızda, Türkiye’den çok daha küçük ülkelerin insanlarının, buralarda daha aktif görev aldığını görüyorsunuz. Elbette bu sonuçta Cumhuriyet döneminde yaşanan devlet-millet ayrışmasının çok büyük etkisi var. Yakın dönemde içeride devlet-millet kaynaşması açısından inanılmaz mesafeler kat edildi. Ama bu gelişme dış dünyaya yeterince yansımış değil. Uluslararası kurum ve kuruluşlarda, hükümet dışı örgütlerde, STK’larda, uluslararası medyada hâlâ sınırlı düzeyde yer almaktayız. Uluslararası toplumdaki hiç de hak etmediğimiz eleştirilerin nedenlerden biri de budur: Oralarda yeterince temsil edilmememiz. Küreselleşme çağında, ülkemizin uluslararası arenada daha doğru bilinmesi, ülkemize karşı yürütülen algı operasyonlarına karşı daha etkili olabilmek için insanımızın daha fazla bu alanlarda yer almasını sağlamalıyız.

Prof. Dr. Kudret Bülbül kimdir?

2010-2017 yılları arasında Başbakanlık Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşar Vekilliği/Yardımcılığı, Yurtdışı Türkler Başkanlığı, Başbakanlık Müşavirliği görevlerinde bulundu. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi SBF Dekanı olarak görevini sürdürmektedir.

Farklı alanlarda yayınlanmış pek çok çalışması bulunmaktadır. Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda programlar yapmakta, TRT Dış Yayınlar için yazdığı haftalık makaleleri 34 dile çevrilmektedir.

Kaynak: Diriliş Postası (Atakan Irmak)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdullah 9 ay önce

hocam doğrusunuz tespitlerinize katılmamak mümkün değil ancak asıl eksiğimiz manevi duygularımızın körelmesi bence bu noktanın daha çok vurgulanması gerek çok bireyselleştirdi maneviyatımızın törpülenmesi