Osmanlı'ya 'gerici' diyenlerin sefilliği...
 İngiliz tarih dergisi BBC History’nin son sayısında “Sarhoşluk Tarihi” üzerine çalışması ile bilinen İngiliz tarihçi Mark Forsyth’in dikkat çekici bir makalesi yer aldı. Yazı, bir yanda modern devirden sayılan 18. yüzyıl içinde içki belası yüzünden İngiltere’de ne sefillikler yaşandığı, şehirlerde nasıl kötü durumlar ve halk içinde acayip haller bulunduğunu gösterirken diğer yanda ise zımnen, Osmanlı’nın o dönem içinde bulunduğu durumu dünyadaki işbu diğer devletlerin durum ve sıkıntılarına bakmaksızın sadece ona has ve en beter bir “gerilik” olarak lanse edenlere karşı da düşündürücü bilgiler verdi.

İŞTE MAKALENİN TAM TERCÜMESİ

“Halk kitlesinin ilham veren garipliklerinden cin içkisi satan mekanik kediye, cin içkisi(gin) çılgınlığı 18.yüzyılın ilk yarısında İngiltere'nin ekseriyeti ve Londra'yı sarıp sarmaladı.

Gin, kadınların anında yanmasına neden olur. Veya en azından bu bir teoriydi. Britanya kadınlarının gin içip yanıp kül olduğuna dair tevsik edilmiş 2 vaka vardır, ve birkaç Avrupalı kadın da aynısını konyakla yaşamıştır. Bu mesele yeterince ciddi surette Royal Society tarafından tartışılmak üzere ele alındı.

Ciddi olarak artık aniden yanan insan hikâyeleri almıyoruz (nedenleri için geri döneceğim) ancak bir tarihçi için bu hikâyeler büyüleyicidir çünkü büyük Gin Paniğinin bir parçasıdırlar. Bu ahlak dersi vericiydi ve 18.yüzyılın ilk yarısında İngiltere'nin çoğu ile Londra'yı kavuran ve -tutuşmuş leydilerden maada- halk kitlesinin fakirliğini, bebek yakmaları ve gin satan mekanik kediyi üretmiş büyük Gin Çılgınlığının ciddi bir karşıtıydı. (Bir başka araştırmada, bu içkinin etkisiyle kendinden geçip ateşe düşüp sefil halde yanarak ölen ve bağırsakları dışarı saçılan kadınlara dair kayıtlar ortaya konduğu gibi, yine içkinin etkisiyle kendinden geçip bebeği alev alırken şuursuzca ortada duranlardan da bahis yapılmaktadır. Bkz. “Craze: Gin and Debauchery in an Age of Reason”, Jessica Warner – mütercim).

İspirtolu içkiler, uzun süredir ortalarda olmalarına rağmen 18.yüzyıl toplumunda oldukça yeni bir emtiaydı. Kimyasal bir merak olarak 10.yüzyıl civarında start aldılar. İskoçya kralı VI. James birkaç fıçı viski getirdiği zaman görüldüğü üzere, zevk için 1500'lerden itibaren çok çok zengin kimse tarafından içildiler.

Lakin yüz yıl sonra bile, 1600'de, İngiltere'de meraklısına ispirtolu içkilerin satıldığı kayıtlı sadece bir tane bar vardı, (Londra'nın hemen dışında, Barking'e doğru).

Sonra, 1700 civarında, ispirtolar çıkış yaptı. Sebepler karmaşık olup tahıl vergilendirilmesi ve Hollanda ile ilişkileri ihtiva etmektedir, ancak önemli olan şey, ginin aniden geniş bir surette Londralılar için ulaşılabilir olmasıydı, ki bu Londrakilar bir içkiye ihtiyaç duyarken gin satıcıları için iyi bir şeydi. 18.yüzyıl dönemeci büyük bir kentleşme dönemidir, fakir İngilizlerin Londra'ya altın ve Güney Denizinden [18.yüzyılda Güney Amerika'da faaliyet gösteren bir İngiliz şirketinden bahsediliyor burada -mütercim] (South Sea Bubble 1710'ların başlarında bir spekülasyon patlamasıydı) kabarcıklarla döşenmiş sokakları bulmaya geldikleri zaman, sadece sokakların çamurla döşenmiş olduğunu ve sahip olunacak bir iş olmadığını buldular. Londra'nın nüfusu 600.000 civarındaydı. İngiltere'de nüfusu 20.000'i bulabilen başka sadece iki şehir vardı. Londra ilk büyük, anonim şehirdi. Herkesin herkesin işini bildiği bir köyün sosyal kısıtlamalarının hiçbirisi yoktu.

Kendi yerel fakirlerini destekleyen bir papaz bölgesi yanında olduğu veya arkandan evine bakacak aile ve arkadaşların olduğu finansal koruyucuların hiçbiri de yoktu. Yerine, gin vardı.

FAKİRLER ARASI BİR ÇILGINLIK

Alt sınıfları kavuran gin içme çılgınlığı mı yoksa pek çok gin içiciyi gören idareci sınıfları içine çeken ahlaki paniğin mi daha büyük olduğunu söylemek zordur.

Meçhul fakirler sürüsü, ekseriyetle evsiz insanlar kederleri ve de giysilerini içkiye harcayıp, rahatlıkla kıyafetlerini ispirtolu iki için takas ederek şehirde aylak aylak gezerlerdi.

Endüstri devrimi ve bir yüzyıl sonra İngiltere'nin kuzeyini dolduracak olan pamuk değirmenlerinin atağı öncesi, kıyafet çok pahalıydı. Dilenciler hakikaten yırtık pırtık elbiseler giyerlerdi, hiç yoksa ve hızlıca paraya ihtiyaç duyuyorlarsa satmak için açık bir şey, resmen, sırtınızdaki gömlekti. 'Gin Telaşlıları' tarafından bize bırakılan tasvirler eğer çok trajik olmasalardı, eğlenceli olurdu.

Doğrusu, en kötü şöhretli gin çılgınlığı münferit vakası, bir kızı ve görünürde kocası olmayan bir kadının, Judith Defour'un vakasıydı. Kızı Mary'nin papazlık bölgesi ıslahevinde bakımı üstlenilip yeni ve iyi birtakım elbiseler tedarik edildi. Bir Pazar günü, Ocak 1734'te, Judith Defour gün için almaya geldi ve geri getirmedi. Bunun yerine, kendi çocuğunu boğdu ve kıyafetlerini gin alabilmek için sattı.

Judith Defour muhtemelen herhangi bir şekilde zihinsel olarak rahatsızdı, fakat onun vakası kamusal bir sansasyon oldu çünkü insanların yeni gin içme çılgınlığı hakkında düşündükleri her şeyi cem etmişti. Fakirdi, kadındı ve anneydi. Alkol için kıyafetler satıyordu ve giysiler ki ıslahevinden temin edilmişti, dolayısıyla iptidai/ilkel sosyal sistemi istismar ediyor, bebek katli hilebazlığı ile çıkarları birleştiriyordu.

GİN'İN GELİŞİ

Gin sahneye gelmeden evvel, İngiliz erkekleri bira içerlerdi. İngiliz kadınları da -bir noktaya kadar- içerlerdi ancak bira ve bira servis edilen birahaneler temelde her zaman erkek alanları olarak hizmet ettiler. Yeni, egzotik ve metropolit olan gin, bu eski bağlantıların hiçbirisine sahip değildi. Gin etrafında hiçbir kural yoktu. Kimlerin içebileceği veya ne zaman içebileceğin yahut ne kadar içebileceğin hakkında da sosyal kaideler bulunmuyordu. Birçok yer onu pintlerle(aşağı yukarı yarım litreye tekabül eden ölçü birimi -mütercim) servis ediyordu zira içtiğin şey buydu. Şehre yeni gelmiş taşralı bir oğlan falan alkollü içecekten içmeye gitmiyordu.

Bu, resmen tam anlamıyla, 1741'de teste tâbi tutuldu, bu zamanda bir grup Londralı bir çiftlik çalışanına bitirebildiği her yarım litre gin için 1 şilin teklif ettiler. 1.5 litrenin üstesinden gelebildi, sonra ölü olarak yere yığıldı. O kadar gidebilmesi hayret vericidir çünkü gin, o günlerde, şimdikinin iki katı kadar daha kuvvetliydi ve bazı enteresan tatlandırıcılar içeriyordu. Birtakım damıtıcılar sadece ona bir parça acılık vermek için sülfürik aside eklenirdi.

Ve böylece düşük sınıflar arasında içki içmenin önlenmesi için çalışmalar başladı. Sonrasında iyi düzeyde çalışmadılar. Yetkililer gin satımını yasaklamaya karar verdiği zaman, tam teşekküllü ayaklanmalar oldu. Fukara, tercih ettikleri içkinin ortadan kaldırılmasını istemiyordu. Onlar, 'Madam Geneva' olarak adlandırdıkları ispirtolu içkiyi sevdiler.

Her halükârda hükümet, onun(ginin) ışığında yaşayan hayatı vergilendirdi. Ancak halk basitçe vergiyi ödemedi, bunun üzerine hükümet lisanssız gin satıcılarını teslim için muhbirlere ödeme yapmayı denedi. Bu teşebbüs çirkin bir hale döndü zira şüphelenilen muhbirlere bile saldırmak için çeteler teşekkül ettirildi ve birçok insan döverek öldürüldü. Muhbirler bu 'güzelliğe' mecbur değildi; bütün meseleyi bir koruma şantajı olarak, 'bana ödeme yap yahut hükümetten ödül isterim' şeklinde idare edebiliyorlardı ve kimisi etti de. Bir de bu kaosun içine mekanik bir kedinin giriş yapması neredeyse hiç şaşırtıcı değildir.

PİSİPİSİ VE MİYAV MAKİNESİ

Pisipisi ve miyav makinesi olarak bilinen bu garip makine basit bir aletti. Gin satıcısı kapının karşısındaki binanın yanı dışında bir yer olmayan sokak arasında bir pencere buldu. Pencere üzerinde ahşap bir kedi olan tahta ile kaplanmıştı. Gin alıcısı yaklaşıp kediye 'pisipisi, bana iki penilik gin ver' der ve ağzından paraları kedinin ağzına koyardı. Bunlar, kedinin patisinin altından ortaya çıkan öndeki bir borudan gini aşağı akıtan gin satıcısına doğru kayardı. Kalabalıklar bunu sevdi ve icatçısı, Dudley Bradstreet, günde üç veya dört pound kazandı, ki bu epey para demekti. İşlemin iki tarafında da hiç kimse şahit olmadığı için, hiç bir suçlama getirilemiyordu.

Gin Çılgınlığı sosyal kaideleri olmayan bir uyuşturucunun klasik bir örneğiydi. Yeryüzündeki her toplumun kendi uyuşturucuları vardır (ve neredeyse her toplum alkolü seçmiştir). Ancak bu uyuşturucular sosyal kurallarla birlikte ne zaman, nerede, nasıl ve niçiniyle anıldığında 'harcanırsın'. Her devir ve her toplum farklıdır. Ortaçağ İngiltere'sinde Pazar sabahı tercih edilen zamanken bugün genç yetişkinler Cuma akşamları sarhoşluğa mütemayildirler. Antik Mısır'da Hathor Festivali idi ve antik Çin'de, ailedeki ölünün onurlandırıldığı ritüeller sırasındaydı.

Bugünlerde gin bir başka ispirtolu içki, ancak 18.yüzyılda ginin kaideleri, kuralları, mitolojisi ve bağlantıları yoktu. Herhangi birisinin de, ve bu, onun tehlikesiydi: popüler tasavvurdaki bir tehdit kolaylıkla kadın yanıp kül olmasına dönüştürülebildi.

Bu kolayca tutuşan leydiler hakkında son bir not: hepsi makul surette yaşlı ve makul biçimde varlıklıydı. Aniden insanın yanıp kül olmasındaki tuhaf şey, tüm vakalarda yanındaki objeler -tutuşabilir olmasına rağmen- alev bile almazken bedenin küçük bir kül tepesine düşmesidir. Aslında bir insan bedeni takriben 1200 Celcius derecesinde yanar. Yanan bir ev nadiren yaklaşık 800 derece üstüne çıkar. Demek ki, hikâyeler bilimsel olarak sağlam kalmazken, bu tip hikâyelere inanan bir toplum kurbanın servetinin varisliğini göğüsleyenler için iyidir.”

TÜRK OKUR İÇİN ÇIKARIMLAR

Mark Forsyth’in yazısı burada noktalandı. Türkiyeli okur için bazı düşündürücü yanlar bulunduğuna bu noktada dikkat çekmek gerekmektedir.

1-      Her şeyden evvel, gerek o sırada büyük şehir olarak ancak Londra’yı çıkartabilmiş olmaları ve gerekse, tek büyük şehirleri olmalarına rağmen sokakları ile insanlarındaki sefil vaziyet; bir kısım ecnebi kaynakların yazdıkları yahut kendi kaynaklarımızda bulunan sıkıntıları genel resmin adeta tek veya parçası haline getiren… Böylece ya eleştiri ve sorgulayarak değerlendirmede hakkaniyet terazisindeki dengeyi kaçıran, ya da zaten Osmanlı’yı kötüleyip Batılıları yüceltme nokta-i nazarından hareket eden ve bir kısım sefillik ve düzensizlik gösteren sıkıntıları Osmanlılar ile anlayışlarına mâl eden kimselerin yaklaşımlarındaki oldukça dar perspektif ortaya çıkmaktadır.

2-      Yıkıma giden Osmanlı halkı içinde bir kısım kusurlar olduğu muhakkak olmakla beraber, bunu kimlikleri ve o kimlikleri veren inanca yüklemeye kalkacak kadar ayarı kaçıranların… Bahse konu İngiliz devletinin zirve asrına gitmeden hemen önce “kadınların içki içip derhal küle dönüşmesi” gibi acayip inançları pek dikkat çekecek kadar yaygın surette barındırdığının görülmesiyle, yine ne kadar sığ yaklaştığı ve gerekli ciddiyetten uzak ahkâm kestiği görülmektedir.

3-      İçkinin ne menem bir bela olduğu, Avrupa’da yapılan bu tip “sarhoşluk tarihi” gibi çalışmalarla da ayrıca görülüp anlayış ve anlatım pekiştirilmektedir. “Biraz keyifleneceğim” diye masum yavruların katilliğinden, sürünür bir hayat yaşamaya ve devlete isyanlara kadar gidip asayiş ile düzeni mahvetmeye varıncaya dek her tür kötülüğün anası olduğu bu suretle de gözler önüne serilmektedir.

Kaynak: Yeni Akit
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.