Sifil: Kuran fiilen tahrif ediliyor
Risale-i Nur Enstitüsü'nün Üsküdar Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği "Pazar Seminerleri" kapsamında geçtiğimiz pazar seminerde Kuran-ı Kerim aleyhinde ki çalışmalara dikkat çeken Ebubekir Sifil, önemli uyarılarda bulundu. Risale Haber'de yer alan habere göre, Sifil şunları söyledi;

Akademisyenlerimiz İslamî ilimlerin altı oyuyor

Ciddi anlamda derin boşluklarımız var. Dinler tarihi konusunda, mezhepler tarihi konusunda, hatta ve hatta İslam tarihi konusunda olsun ciddi boşluklarımız var, ciddi bilinç kaymasına maruz kalmış durumdayız. İslamî ilimlerle ilgilenenlerin bir meselesidir bu. ‘İslamî’ etiketi taşıyan bir bilginin gerçek anlamda İslamî olup olmadığını tespit etmek İslamî ilimlerle uğraşanların vazifesidir. Ancak içinde bulunduğumuz zaman diliminde bu vazife de büyük ölçüde ihmale uğramış durumda hatta tam tersi bir durum söz konusu. Akademiyamıza bakın büyük ölçüde İslamî ilimlerle uğraşan akademisyenlerimizin önemli bir kısmı tefsirciyse tefsirin, hadisçiyse hadisin, kelamcıysa kelamın, fıkıhçıysa fıkhın altına oymakla meşgul. Meslektaşlarımız bunlar bizim, doğru bildikleri bir şeyi yapıyorlar ama vakıa budur. Bize kadar intikal etmiş bu ilim mirasının altı oyuluyor. Bu ilim mirası itibarsızlaştırma operasyonlarına maruz kalmış durumda. Bu alanı ihmal edersek bu bizim fecaatimiz olacak. 

Kur’an fiilen tahrif ediliyor

Ehli kitabın macerasına biraz bakmamız lazım. Kuran-hadis ya da hadis-Kur’an ilişkisini konuşurken ehl-i kitap ya da Mü’min Muvahhid Musevî Müslümanlar, Mü’min Muvahhid İsevî Müslümanlar nasıl Yahudileşti/Hristiyanlaştı bunu bilirsek büyük ölçüde bizim de maruz kalmakla yüz yüze bulunduğumuz dönüşümü anlayabiliriz. Araştırmacılar bize diyor ki, ehl-i kitabın kendi kitaplarını tahrif etme süreci dört başlıkta olmuştur. (1) Kitabın içindeki ayetlerin bir kısmını dışarı atmak, kitaptan ayet çıkarmak. (2) Dışarıdan kitaba ayet ithal etmek, ayet olmayan şeyleri ayet diye kitaba sokmak. (3) Bağlamla oynamak, kelimelerin ve cümlelerin yerlerini değiştirmek. (4) Yorumda tahrif.

Maruz bulunduğumuz en büyük tehlike yorumdur. Artık Kur’an’dan kimse eline silgi alıp ayet silemiyor. Ayet olmayan bir şeyi ayet diye kitabın içine ithal edemiyor. Bağlamla oynayamıyor. Ancak yorumda öyle tahrifat yapıyorlar ki bunu belki bizden önceki nesiller duysaydı, görseydi, muhtemelen muvazeneleri bozulurdu. Bizi küfürle, irtidatla veya şirkle falan itham ederlerdi. Biz bugün bu türlü tahrifatla karşılaştığımızda ya dudak büküp geçiyoruz veya aldırış etmiyoruz, gündemimize bile almıyoruz. Bu kitap fiilen tahrif ediliyor. Bu öyle etiketler altında yapılıyor ki biz bunu bir tahrif faaliyeti olarak anlamıyoruz. Öyle algılamıyoruz. Yapılan iş aslında tahriftir. 

Yahudileri ve Hristiyanları cennete doldurmak için tahrif ettiler

Özellikle bu dinler arası diyalog faaliyetlerinin ayyuka çıktığı dönemde Kur’an-ı Kerim’den birçok ayet yorum ile tahrif edildi. Birçoğumuz bu ülkede pek çok insan pek çok çevre o dinler arası diyalog rüzgarının etkisiyle savrulduk. Aynı rüzgarın büyüsüne kapıldık ve burada yapılan tahrifatı fark edemedik. Kur’an-ı Kerim’den iki tane ayet üzerinde durarak bunu anlatırsak: birisi Bakara Suresi’nin 62. ayeti diğeri ise Maide Suresi’nin 69. ayetidir. İfadeleri birbirine çok yakın bu iki ayetin lafızlarının arasında küçük nüans farkı var. 

Cenab-ı Hak buyuruyor ki, “İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.” Dört grup sayıyor Cenab-ı Hak: İman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Saabiler. Bunlardan her kim Allah’a iman ederse, ahiret gününe iman ederse ve bir de salih amel işlerse onların ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yok, onlar mahsun da olmayacak. Dört grup, üç şart ve bir netice. “Güzel arkadaşlarım, güzel kardeşlerim” dediler bize o zaman. “Allah Teala bir şeyi eksik bıraktı da siz mi tamamlıyorsunuz? Allah burada peygambere imanı şart koşmamış, kitaba imanı şart koşmamış, meleklere imanı şart koşmamış. Amentü diye sayıyorsunuz altı tane bir şey, koyuyorsunuz insanların önüne, bunlara iman edilmezse mahvolunur diyorsunuz, bu yetkiyi size kim verdi? Bakın iki tane ayet, üç tane şart, Allah’a iman, ahirete iman ve salih amel. Allah Teala neyi nasıl anlatacağını bilmiyor mu? Siz mi tamamlıyorsunuz? Dolayısıyla Hristiyanlardan olsun, Yahudilerden olsun bunlardan her kim bu üç şartı yerine getirirse kurtulur(!)” dediler. İşte bu bir tahrifti. Yahudileri ve Hristiyanları cennete doldurmak için öyle bir tahrif ettiler ki, sadece bu iki ayet değil başka pek çok ayet gözümüzün önünde tahrif edildi. Biz de buna çok büyük, dünya çapında faaliyet diye göz yumduk. 

Kitleler halinde deizme gidiyorlar

Bugün pek çok ateist insan “Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn, İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm” (Şuara 88-89) ayetinden hareketle diyorlar ki,  “kalbin temizse kurtuldun kardeşim.” Namaz, oruç zekat ve hac bunlara gerek yok. Allah diyor ki, “Kim temiz bir kalple gelirse kurtulur(!)” Bitti. Şimdi bakın yeni bir süreç yaşıyoruz. Ülkemizde “Sadece Kur’an bize yeter” sloganıyla yola çıkanlar kitleler halinde deizme doğru gidiyor. “Allah var, başka bir şey yok, Allah’a inan kurtulursun(!)” Buraya doğru gidiyoruz hızla. Ne adına olursa olsun, kimden gelirse gelsin eğer bu tahrif faaliyetine karşı duramazsak bu tahrif hareketi insanımızı kitleler halinde deizm çukuruna doğru götürüyor. Bilhassa İslamî ilimlerle ilgilenenlerin çok büyük sorumluluğu var, çok büyük vebali var.

Bildiklerimizi şuur haline dönüştüremiyoruz

Kur’an yorum üzerinden tahrif ediliyor. Buna direnmenin tek yolu da İslamî ilimlerdir. Bu ilimler içerisinde de bilhassa anlama faaliyetinin düzenleyen, anlatan, ayrıntılandıran ve uygulayan usul-i fıkıhdır. Eğer bu ilmi yeniden ihya edemezsek bu tahrif faaliyetleri yürüyüp gidecek. İslamî ilimlerin iki tane aslı vardır. Bütün ilimler bu iki asıl üzerinde neşvünema bulur. Bunlardan biri usul-i dindir, diğeri de usul-i fıkıhtır. Cumhuriyet döneminden beri bu iki ilimde müthiş bir kuraklık yaşıyoruz. Bu iki ilim dalında özellikle akademiyada orijinal tek bir çalışma yoktur. Birisi beni keşke mahcup etse de bu sözü geri alsam. Bu kuraklık sebebiyle Müslümanlığı; bildiğimiz, söylediğimiz ve inandığımız şeyleri şuur haline dönüştüremiyoruz.

Kur’an-ı Kerim’i hadis/sünnet olmadan bihakkın idrak edebilir miyiz? Sünnet tıpkı Kur’an gibi vahiydir. Bir farkla ki, Kur’an vahyi metluvdur, lafzı korunmuştur, ibadet edilir, tilavet olunur. Sünnet lafz-ı Kur’an gibi birebir korunmamış, manası korunmuş, sadece onu okuyarak namaz kılamayız, Kur’an kıraat etmemiz lazım namazda. Alimlerimiz vahy-i metluv ve vahyi gayri metluv diye ayrım yapmış. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.