Bu ayın meselesi olacak asgari ücret konusunda konuşalım biraz.

Adı üstünde "asgari", yani sosyal güvenlik şemsiyesi güvencesi altında, emeklilik, sağlık ve benzeri haklardan yararlanmaya namzet kişiye işverence ödenebilecek en düşük ücret miktarı.

İşçi ve işveren sendika temsilcilerinden oluşan, devletin ilgili bakanlıkla arabulucu olarak temsil edildiği komisyonca belirlenir. Genellikle işçi ve iş veren tarafı anlaşamadığı için, devletin arabuluculuğuna kalır fiyatı belirlemek. İşin sonunda devlet kendinden de fedakarlık ederek orta yolu bulmaya çalışır.

Komisyonun tarafları enflasyonu da, alım gücünü de, faizleri de, iş hayatı koşullarını da gayet iyi bilir. İşçiler nelerden kaytardıklarını, işveren de nelerden tırtıkladığını bilir en çok. Mahçup göz süzmeler eşliğinde iş eninde sonunda zalım devlet retoriğine bağlanarak çözülüverir. Ne işçi ne iş veren memnundur açıklanan miktardan.

2017 sonu rakamlarına göre 5,8 milyon asgari ücretli çalışan var ülkemizde. Bunların yaklaşık 1 milyonu taşerona kadro düzenlemesiyle kamu kurumlarının sözleşmeli personeli yapıldı. Sendikal haklarını da alınca asgari ücretin üzerinde ücret almaya başlayacaklar. Şu anki rakam da yeni istihdamlarla muhtemelen 6 milyon civarında olduğunu varsayabiliriz.

Evet sigorta primleri asgari ücretten yatan sayısı bu ancak gerçek rakam bu mudur? Maaşı 3-4-5-6-7000 TL olan ama asgari ücretten sigortası yatan tanıdıklarım var ve bu yöntem gayet de yaygın. Dönemin maliye bakanının bütçe görüşmelerindeki beyanına göre %45 civarında çalışan aynı şekilde çalıştırılıyor. Rakam çok yüksek.

Bunu engellemek için her türlü mevzuat ve uygulama da mevcut. Ancak işçinin bu durumu beyan etmesi gerekiyor. Çünkü fazla ücret elden ödeniyor. Uygulamaya konulan meslek kodu da işverenlerce suistimal ediliyor. İşçi şikayetleri herşeyin normal ilerlediği zamanlarda olmuyor, işçi ve işveren arasında uyuşmazlık çıktığı anda şikayete dönüşüveriyor. Bu durumda çalıştırılan arkadaşları anlayabiliyorum, yeni bir iş bulmak herkes için riskli bir durum. 

Lakin şunu bilmeleri gerekiyor ki bu durumdan siz nasıl muzdaripseniz devlet de muzdarip. Sizin SGK piriminiz düşük yatarken, Maliye Bakanlığı ve SGK da ciddi gelir kaybına uğruyor.

2018 asgari ücret bürüt 2029 TL, İşçiden kesilen SGK pirimi 284 TL, İşsizlik fonu 20 TL, Gelir ve damga vergisi toplamı 121 TL, net asgari ücret 1603 TL. (Burada Asgari Geçim İndirimi var bir de 152 TL hesabı uzun, bunu devlet normalde tahakkuk etmesi gereken gelir vergisinden düşüyor)

İşverene Maliyeti ise; SGK pirimi 315 TL, İşveren İşsizlik Fonu 40 TL Toplam: 2384 TL

Asgari ücretli çalışan 1 yılda;
Vergi: 1452 TL 
SGK: 3410 TL 
İşsizlik Fonu: 244 TL ödüyor.

Bunu 6 milyon asgari ücretliye teşmil edersek; 
Vergi: 8.712.000.000 TL
SGK: 20.460.000.000 TL
İşsizlik Fonu: 1.464.000 TL

Şimdi bir de yaklaşık 6 milyon asgari ücretlinin %45'inin yüksek ücret almasına rağmen düşük gösterilmesinin maliyetini çıkartalım. Bu 2,7 milyon kişinin ortalama maaş tutarının 2500 TL olduğu varsayımından ilerlersek, 3,3 milyon gerçek asgari ücretli olduğu öngörülüyor.

3,3 Milyon Asgari ücretli çalışan (1603 TL) 1 yılda;
Vergi: 1452 TL = 4.791.600.000 TL
SGK: 3410 TL = 11.253.000.000 TL
İşsizlik Fonu: 244 TL = 805.200.000 TL

2,7 Milyon 2500 TL ort. maaşla çalışan 1 yılda;
Vergi: 7278 TL = 19.650.600.000 TL
SGK: 6140 TL = 16.578.000.000 TL
İşsizlik Fonu: 438 = 1.182.600.000 TL

TOPLAM
Vergi: 24.442.200.000 TL
SGK: 27.831.000.000 TL
İşsizlik Fonu: 1.987.800.000 TL

İlk bulduğumuz rakamları iki farklı ücret tipi olan varsayımdan çıkartırsak kurum ve fon zararları ortaya çıkar.

Vergi: 15.730.200.000 TL
SGK: 7.371.000.000 TL
İşsizlik Fonu: 523.800.000 TL 
Toplam: 23.625.000.000 TL Kamu gelir kaybına uğruyor senelik.

Hal böyleyken kimi dostlar asgari ücretliden gelir vergisi alınmaması gerektiğini, ücretin ciddi oranda yükseltilmesi gerektiğini iyi niyetle öneriyorlar. Evet ücretin miktarına dair serzenişleri yerinde bulanlardanım, ancak hemen hemen tümünü özel sektörün istihdam ettiği çalışanların ücretine dair devlet eliyle yapılacak müdehale, üreticinin verdiğinden bir fazla zamla piyasaya ürün sürerek perakende piyasasının zorunlu alıcısı asgari ücretliyi daha çok vuracaktır. 2015 yılındaki 940 TL den 1300 TL ye yükseliş alım gücünü daha da düşürmüştü, ilgilenenler bilir. %45 civarındaki çalışanın ücret durumu da düşünülünce kişilerin ücret sorununun bireysel nitelikleriyle alakalı olduğunu düşünenlerdenim.

Özellikle vergi kısmına gelecek olursak, evet devlet fedakarlık yapabilir, ancak ertesi ay özel sektörde çalışıp da asgari ücretin üzerinde ücret alan ve pirimi de bu miktarlardan yatan kişilerin ücretleri de işverenin uyanıklık yapmasıyla, kazan kazan taktiği uygulayarak bir anda asgari ücrete çekileceği asgari ücretli sayımızın azalacağına artacağını hem de 2-3 milyon daha düşünüyorum, eminim hatta.

SGK verilerine göre çalışan sayısı 19.5 milyon ve bunun 5,5 milyonu asgari ücretliyken bu rakamı 7-8 milyonlara çıkartmak hem bizzat çalışanı hem hazineyi hem de sgk'yı bitirir. Bazen çok iyi niyetle istediğiniz şey kendi başınıza öreceğiniz çorabın ta kendisi olabilir. Bu istek işte onun ta kendisidir.

Çözüm dersek, öncelikle bireysel yeteneklerimizi geliştirmek, helal süt emmiş işverene rastlamak ve uzun vadede devlet hazinesinin güçlenmesiyle ücret üzerinden olmasa da çeşitli hizmetler üzerinden ve özellikle faiz ile enflasyonun düşürülmesine yönelik alım gücünün artırılmasıdır. Bunların dışındaki rakamsal manadaki ücret artışları aldatıcıdır.

Buyur popülizm görmek istiyorum ben dersen almam senden 8,7 Milyar TL vergi, bu fırsatı kaçırmamak için katılacakları da kat 4,5 milyar TL daha almam, sonra onların ödediği nispeten yüksek 20 Milyar TL yi kaybetmeyi de göze alırım, ocak ayında açarım bir 10 yıllık tahvil ihalesi %50-60 faizle 200 Milyar TL borçlanırım, herkes rakamı yüksek alım gücü düşük ücretiyle oyalanırken 4 sene sonra İMF ile oturacağım pazarlığın hesabını yapmaya başlarım.

Uzun oldu kusura bakmayın. Varsa benim gibi arızalar okusun işte :)