"Hadi kahvaltıyı çabuk yapın kimse gelmeden çıkalım" telaşının yaşandığı her ev soluğu ilk bizim evde aldı gibi bir bayram geçirdim.

Bir ara bulaşık suyunda o kadar kaldı ki elim, acıdan bulaşık suyunu içip ya intihar edecektim ya milletin çayına birer damla bulaşık suyu katıp korkunç intikamımı almaya başlayacaktım.

Ben böyle hain planlar kurarken ilahi adalet hemen imdadıma yetişti ayağımı burktum. Hayatımda en son topukluyu gelinin kız kardeşi saçı yaptırdığım, sim banyolu o günde giyen ben haliyle beceremedim.

Misafir durdu mu?
Durmadı...

Gelen herkes önce beni tavaf edip "et sar et", "basamıyorsan kesin kırıldı" gibi çok moral veren bayram tebriklerini sunmadan salona geçmediler.

O sırada dost mu düşman mı belli olmayan arkadaşlarımı hesabımı kapattım diye vatan haini olmadığıma iknaya çalışırken WhatsAppta olan bütün gruplardan çıkmışım trip rüzgarı ile onu fark ettim.

Bu gece rüyamda mahşeri bir kalabalığa "tekbiir" diyordum. Onlar da "Allahu Ekber" diye cevap veriyordu. Karamollaoğlu İngiltere'nin adamı mıyım ben bu millet öyle güzel ki ben bunu onlara yapamam diye yarıştan çekilmişti. Bizde bunu kutluyorduk.

Evet hayatımda her şey hâlâ belirsizliğini koruyor, hâlâ bir baltaya sap olamamış ruhu kırgın geziyorum ortalıkta seçime kadar en azından ileride pişman olmama adına döndüm.

Siz beni gitmiş sayın, ben beni ölmüş sayayım, beni ikna eden dostlarımın da gidip engelini kaldırayım.

Hayırlı bayramlar.

***

Bayramda eski bir PKK'lı ile tanıştım. Çalıştığım kitapçıya gelip gidiyordu ama ben onun dağdan pişman olup inen bir PKK'lı olduğunu kestiremedim tabi. Uzaktan gördüğüm biriydi...

Bayramda bir akraba ziyaretinde içeri girdiğimde göz göze geldik. Yüz aşinalığı işte, gülümsedik birbirimize bayramlaştık ve artık yemekten kusmamız için getirilecek baklavaları beklemeye başladık.

TV açıktı, AK Parti milletvekilinin abisinin PKKlılar tarafından öldürülmesi haberi dönüyordu.

- Bunların yaptığı artık şu saatten sonra oçluğu, dedi.

Ev sahibi onun geçmişini bildiği için,

- Hay Allah'ına kurban ne güzel dedin sende dağa çıktın noldu ne elde ettin, dedi.

Bunu duyan benim gözlerim cevher bulmuş gibi parladı, daha kulak misafiri oldum konuya. Birazcık daha yanaştım söyleneceklere odaklandım.

Onlar haber yorumu yaparken dayanamadım tabi.

- Neden dağa çıkmak istedin, dedim.
- Eskiden dağ hayat demekti, çıkmak dışında başka şansın yok zannederdik, dedi.

- Ne oldu ne yaşadın ki, dedim..

- İlkokulda Zonguldaklı bir hocamız vardı, evde Kürtçe konuşmamızı yasaklamıştı. Sınıfa girer girmez komşu çocuklarına kız kardeşim ve beni gösterir "bunlar Kürtçe konuştu mu eve gidince" derdi. Çocuklar korkudan hep gerçeği söyler "konuştular" diye bizi ispiyonlarlardı. Konuşmak zorundaydık annem tek kelime Türkçe bilmiyor. İnsan annesi ile konuşmaz mı? O kadar dayak atardı ki bize kız kardeşim üçüncü sınıfta dayanamadı okulu bıraktı.

- Bunun için mi dağa çıktın eskiden öğretmenler kas yapmak için çocuk döverdi.

- Yok, dedi insan bundan dağa çıkar mı? Köyümü yaktılar benim, dedi. 1990'da ben daha 13 yaşındaydım. Asker geldi zaten bizim köye ya asker ya veteriner gelirdi. Hayvan kadar değerimiz yoktu o zamanlar. Sabah beşte geldiler hepimizi köyün dışına çıkardılar. Bütün erkekleri gözümüzün önünde çırılçıplak soydular yengem hamileydi, daha doğuma vardı o karın üstünde herkesin önünde doğum yaptı. O doğum yaparken asker erkeklere işkence yapıyordu...
Sonra köyü evimizi ateşe verdiler işte...

- Niye yaktılar neden yapsın size bunu devlet?

- O zaman 3500 kadar köy bu yöntemle boşaltıldı. Devlet bu yöntemle PKK ile mücadele ettiğini zannediyordu ama ben dahil o köylerde olan tüm gençler PKKlı oldu. Tam tersi oldu...

- Ne kaldı aklında o güne dair?

- Doğum yapan yengem baş örtüsü ile kendini örtmeye çalışıyordu. Dayım bir çıkın almış içinde Kuran vardı. Onu atmışlar ağlıyordu iyi adamdı dayım. Birde ahırlarda yanan hayvanların bağırması hâlâ kulaklarımda.

- Çok acı...
- Acı olmaz mı? Acı bizim kaderimiz gibi bir şeydi. Dedem anlatır şimdi 98 yaşında hatırlıyor Atatürk zamanında 30 erkeği kurşuna dizmişler ellerini arkadan bağlayıp, kaçanlar kurtulmak için uçurumdan atlamış dedem ve ailesi mağaraya girip saklamışlar.

İki saate yakın konuştuk hepsini burada anlatmam yazmam imkansız, ancak sonuç olarak şunu söyledi "bize 90'larda devlet bu imtiyazları verse ben dağa çıkmazdım. Biz o zaman en azından sebeplere sığınıyor davamızın haklı olduğuna inanıyorduk. Ama artık bunlar çete olmuş, silah kullanmak için hiç bir geçerli bahaneleri kalmadı"

Eve geldiğim zaman aklımda hâlâ onun anlattıkları vardı. Hapishanede yaşadıkları, dağdan inince aldığı tehditler, devlet ile iş birliği yaptığı için kendi mahallesinde nasıl dışlandığı...

Sonra muhalefetin sanki PKK, AK Parti döneminde çıkmış gibi takındığı o yüzsüz tavrı düşündüm. Ortada bir baş kaldırış varsa bu Kemalizmin muhafazakar kesime yaptığı gibi Kürtlere de yaptıkları eziyetin bir sonucuydu. Belki devlet Kürtler baş kaldırsın istediği için bunca eziyeti yaptı bilemiyorum, ortada tek gerçek var o da Kemalizmin bu ülkenin başına yıllarca bela olduğu, kardeşi kardeşe kırdırdığı gerçeği...

Alevi-Sünni, Kürt-Türk, Laik-Muhafazakar diye diye hep ayrıştırıcı dil kullanan adamlar gerçek katildi bu topraklarda...

Rabia etrafında birleşmek dışında şansımız yok, başka gidecek yerimiz yok...