Diriliş Postası'ndan Ekrem Özden, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Mehmed Fırıncı ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bediüzzaman'ın talebesi Mehmet Fırıncı, Nurculuk ve Fethullah Gülen hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Nurculuk nedir?

Nurculuk; evvel emirde “amentü billahi”nin, yani iman hakikatlerinin ispat ve izahından ibarettir. Yalnız son bir asırdır gelişen dünya şartlarında Said Nursi Hazretleri bu zamanda cihat manevidir, katiyen menfi hareket yok, mutlaka müspet hareket demiştir. Yani insanlara bir hakikati en latif en yumuşak, insanlara hoş gelebilecek bir tarz ile anlatmaktır. Üstad Hazretleri bunu bize ders vermiştir. Ama diğer taraftan da suret-i katiyetle menfi harekette yani bugünkü şikâyetçi olduğumuz hareketler kesinlikle yok. Hatta en son İstanbul’a teşrifinde Pierre Loti Oteli’nin önünde biraz alkış olmuş, sevinç gösterileri olmuştu da “Beni menfi harekete alet ettiniz” diye şiddetle kızmıştı. Üstadımız daima, “Benim mesleğim, tarzım müspet harekettir. İnsanlara iman hakikatlerini anlatmaktır. Bu esnada size zulmedilse de mukabele etme hakkınız yoktur. Sabır içinde şükretmekle mükellefsiniz der ve bunu yaparken de asla karşılık beklemez. Yani Allah’ın rızasından başka bir maksadı katiyen olmamalıdır” derdi. Bunu bize hep ifade etti. Ben de Üstad’ın vefatından henüz 3 ay önce yaptığı bu ikazlara bir kez daha şahit oldum.

Peki bu anlattıklarınızın ışığında Gülen Hareketi, Nurcu bir hareket olarak tanımlanabilir mi?

Bir zaman, bu son kalkışmaya, -ondan da önce 17/25 Aralık operasyonlarına kadar- bu hareket bizden de daha ileri, -kusura bakmayın- biraz da sulandırarak, böyle çok müsamahalı, hoşgörülü davranıyorlardı. Öyleydiler bunlar yani. Biz de bu yüzden aslında müteşekkirdik.

Hüsn-ü zan besliyordunuz?

Hüsn-ü zan besliyorduk ama bir taraftan da meslek-meşrebi fazla sulandırıyorlar diye de kızıyorduk. Müslüman bu şekilde olmaz, izzet-i İslamiye’yi feda etmez diye içimizden geçiriyorduk.

Gülen, İzzet-i İslamiye’yi feda mı etti?

Evet, maalesef etti.

Hangi hareketleriyle?

Mesela o “dinler arası diyalog” dedikleri hareketlerle. Diyelim ki ezan okutturuyor ama “Muhammedür Resulullah denmeyebilir” diye fetva veriyor. “La ilahe illallah”da buluşabiliriz diyor. Hâlbuki Üstad Hazretleri, “La ilaha illallah Muhammedur Resulullah bir bütündür insan böyle demezse iman etmiş olmaz” diyor. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Çünkü Allah’ın tüm emirlerini bize anlatan Resulullah’dır (asm).

MAHKEMEDE “BEN NURCU DEĞİLİM” DEDİ

Gülen, bir bütün olarak hareket eden Nur cemaatiyle ne zaman ve nasıl ayrıldı?

Fethullah Gülen Edirne’de vaiz idi. Bizim yanımıza çok defa gelip gitti. Üstadımızın da avukatı olan Merhum Bekir Berk Ağabey’in yazıhanesinde görüştük. 63-64 yıllarından bahsediyorum. Sonra onun İzmir’e tayini çıktı. İzmir’de bizim arkadaşlarla daha yakın bir münasebete girdi. Orada hem camide vaaz etti hem Risale-i Nur derslerine katıldı. Fakat 12 Mart 1971’de onu tevkif ettiler. Bekir Berk Ağabeyi de Balıkesir’de gece namaz kılarken, ‘Ayin yapıyor’ diye tutukladılar. Sonra aynı mahkemede yargılandılar. Oradaki savcı çok garazkâr birisiydi. Mütalaalarında İslam’a hakaretler de vardı. Buna rağmen Fethullah Gülen daima sükût etti. Hatta Bekir Berk Ağabey ona sinirlenerek “Yahu konuşsana, sen hoca değil misin?” dedi. Nihayet hakim herkese “Nurcu musunuz, değil misiniz?” diye sordu. Yargılanan 52 kişi de “Evet biz Nurcuyuz, Risale-i Nur okuyoruz” dedi. Çünkü gerçek Nur talebeleri iman hizmetlerini gizlemezler ve ‘Nurcuyum’ demekle iftihar ederler. Ama Fethullah Gülen o mahkemede aynen “Ben Nurcu değilim, Nurculukla alakam yok” dedi.

Bu durumu tevil ederlerken, dönemin zor şartlarını hatırlatarak Fethullah Gülen’in ‘sırran tenevveret’ düstürunu uyguladığını söyleyenler var?

Ama olmaz. O sırran tenevveret değil. O mahkemede izzet-i İslamiye’nin icabı “Evet biz Risale-i Nurlar’ı okuyor ve okutuyoruz. Ebedi hayatımızı kurtaracak iman-Kur’an hakikatleri bu eserlerde mevcut olduğu için okuyoruz” diye müdafaa yapmaktı. Nitekim diğerleri de böyle yaptı. Hatta bir mahkemede savcı Risale-i Nurlar’a zehir demiş, “Gençliği bunlarla zehirliyorlar” diye bir laf etmiş. Bunun üzerine Zübeyir Gündüzalp Ağabey “Eğer Risale-i Nur zehirse bizim tonlarca bu zehirlere ihtiyacımız var, bizim gençliğimize bu zehirler çokça lazım demiş” Sırran tenevveretin manası saklanmak veya Risale-i Nur okuduğunu gizlemek olamaz. Sırran tenevveret; “Bu eserleri herkese değil de layıklarına okuyun” demektir.

Sonra neler oldu?

Fethullah Gülen tahliyeden sonra bizimle alakasını kesti.

Daha sonra farklı bir metot izleyip yükseldiğini görüyoruz?

Evet. Ben de 28 Şubat’taki ve saire tavırlarına bakınca. Devletle münasebetlerinde okullarına dokunulmadığını görüyoruz.

GÜLEN’İN KEMALİZM’LE HİÇ SORUNU OLMADI

Fethullah Gülen’in Kemalist sistemle ilişkisi nasıldı?

Zaten Türk okullarının bahçelerine M. Kemal’in heykellerini koymalarından, gazetelerine onun resmini basmalarından ve onun hakkında asla olumsuz konuşmamalarından anlıyoruz ki Fethullah Gülen’in Kemalizm’le hiç sorunu olmadı. Hatta bu konuda çokça taviz verdi. Nurculukta böyle bir şey olmaz. Mümkün değil.

Öyle olmasına rağmen bir dönem ‘Nurcu’ deyince akılara Gülen cemaati’ geliyordu. Ama o sohbetlerinde ‘Bediüzzaman’ yerine farklı tanımlamalar kullanıyordu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet. ‘Üstad Bediüzzaman’ demeye tenezzül etmiyor aklınca. Nereden çıktı bu tanımlar? Pir falan… Üstad’ın adını ağzına almak istemiyor ki dikkatler ona çevrilmesin. İlmini kullanıyor ama adını anmıyor. Ben 1999 yılında tempo mecmuasına beyanat verdiğimde de bunu söylemiştim.

Gülen’in ve cemaatinin devlete temessül arzusu konusunda ne söylenebilir? Devlette kadrolaştı mı?

Elbette. Hele 17/25 Aralık’tan sonra bunu iyice görüyoruz. Ondan önce 7 Şubat krizi ve son olarak da 15 Temmuz’daki darbeye teşebbüsü bize bunu iyice gösteriyor. O iktidar arzusunu çok elim bir şekilde hissettik. Ben 87 yaşındayım, bu memleketin son 80 yılına aklım eriyor. Ben böyle bir şey görmedim. Tayyip Erdoğan gibi memleketimiz için her şeyini feda edebilen kahraman bir İslam ve vatan evladına ve onun etrafındaki şefkatli insanlara bu muamelelerin yapılması çok büyük bir kötülük (Burada gözleri doluyor) Hakikaten bu memlekete bu fenalık yapılmamalıydı. Cidden söylüyorum ben gezdiğim yerde bu acıyı hissederek geziyorum. Bu insanlara ancak hürmet edilir, elinden gelirse yardım edilir.

HUMEYNİ GİBİ TÜRKİYE’YE GELİP REJİMİ ELE GEÇİRMEK İSTEDİ

Gülen’in iktidarı arzu etmesindeki maksadı neydi?

Ben son olaylardan sonra şunu iyice anladım ki. O kendisini, Mehdi’den daha büyük bir makam artık neyse o makamda olduğunu düşünen biri. Nihai amacı da Humeyni gibi Türkiye’ye gelip rejimi ele geçirmekti herhalde.

Mektubat’ta Üstad Hazretleri Risale-i Nur’un sadece şerh izah ve tanzim edilebilmesine izin veriyor ama cemaate bağlı bir yayınevi geçtiğimiz yıllarda risale-i nurları sadeleştirmişti. Buna nasıl bakıyorsunuz?

Sadeleştirme dediler ama o tam anlamıyla bir Risale-i Nur’u sahteleştirmedir. Bir defa bir eseri müellifinin izni ve rızası dışında değiştirmek eser sahibine büyük bir hürmetsizlik ve hakarettir aslında. Üstad eserlerin noktasına bile dokunulmasını istemiyor. Sen kim oluyorsun ki bunu yapıyorsunuz? Hepsi bir tarafa yaptığımız çalışmalarda sadeleştirilmiş risalelerde 60 yerde itikadî problemler var.

KİTAPLARINDA BEDİÜZZAMAN’DAN İNTİHALLER VAR

Gülen’in bunu yapmaktaki amacı neydi?

Amaç Risale-i Nur’a ve Üstad’a rakibane bir çığır açmaktı. Kitaplarında da bunu görüyoruz. Hatta bir zaman Hollanda’da bir tanığım bana onun bir kitabını vermişti. Ben de sabaha namazından sonra uyumadım, onu okudum ve işaretledim. Daha sonra kahvaltıda bir araya geldiğimizde bak dedim, kaç yerde Üstad’ın sözünü kaynak belirtmeden kullanmış. Kendi sözüymüş gibi kullanmış. Bu tamamen intihaldir. Üstadın ilmini kendisine mal etmeye çalışmıştır. Biz bunları şiddetle reddediyoruz. Hülasa Fethullah Gülen, Bediüzzaman’ın ilmini, mefkûresini, eserlerini, her şeyini çaldı dersek yanlış bir şey demiş olmayız.

Fethullah Gülen’in hakkında onca dava olmasına rağmen ısrarla Türkiye’ye dönmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu da izzet-i İslamiye’ye hiçbir cihette yakışmaz. Ama zaten İslam dışı hareketlere kalkışan birinden de her şey beklenir. Bediüzzaman Hazretleri’ne “Sana burada rahat vermiyorlar, eserlerin değer görmüyor, seni yurtdışına alalım” diye teklifte bulunuluyor. Üstad Hazretleri buna rağmen, “Kardeşim Mekke’de de olsam yine buraya gelmem lazımdı, çünkü hizmet burada” diyor. Ve katiyen öyle bir şeye tevessül etmedi. İnsan buna inanıp aldananlara da acıyor.

ALLAH TAYYİP BEY’E UZUN ÖMÜR VERSİN

15 Temmuz darbe girişimi için de “Tiyatro, senaryo, böyle darbe olmaz” dedi.

Hâşâ, sümme hâşâ… Buna söyleyebileceğim tek şey. Tayyip Erdoğan Bey vatanperver bir insan, her bir ferdine kendi evladı gibi muamele etmek isteyen bir insan. Ben onun kalbini âdeta cam gibi görüyorum. Bu memleketin her bir ferdine şefkatle bakan bir insan olduğunu herkes anlar. O kadar hamiyetli bir insan. Allah ona uzun ömür versin, sağlık versin ve hizmetlerinde muvaffakiyetler nasip etsin.

FETÖ UNSURLARI AYIKLANIRKEN DİĞER NUR CEMAATLERİ MAĞDUR EDİLMEMELİ

Son olarak. FETÖ ve paralel yapı mensuplarının devletten tasfiye sürecinde nasıl bir yol izlenmeli?

İdarecilerimizden bu yapının üyelerini ayıklarken sair Nur cemaatlerine ve Nur talebelerine mağduriyet yaşatmamalarını rica ediyoruz. Bize de bazı mağduriyet haberleri geldi. Azami dikkat edilmeli. Sehven yapılan mağduriyetlere karşı da sabırlı olmak lazım. Onlarla bir ilgimiz olmadığını anlatmaya çalışarak zararı en aza indirmeliyiz. Allah devletimizin de milletimizin de yardımcısı olsun…

Ekrem Özden (Diriliş Postası - Beyaz Gündem)