"Kendimi aptal gibi hissediyordum..." Larry Page

Larry ve Sergey... 1995 yılında tanıştılar. İkisinin babası da profesör ve ikisinin de annesi bilim kadınıydı. İkisi de matematik dehasıydı.

Eylül 1998 tarihinde çalışmalarını tescil ettirdiler. google.com artık onların gelecek vaad eden çocuklarıydı.

Limitsiz depolama, bedava eposta, haritalar, dünyanın kitabı, kişisel blog ve dijital pazara sunulmuş hemen her ürüne herkesten önce ulaşma imkanı... İşte bütün bu hizmetlerin çoğunun verildiği aşamada Larry şöyle demişti.

"Kendimi aptal gibi hissediyordum. Çünkü bu işi yapan herkes çoktan zengin olmuşken biz hiç para kazanamıyorduk"

Aslında asıl amaç para kazanmak değildi ama hayalleri imkanlarından öteye taşmıştı ve paraya çok ihtiyaçları vardı.

Bütün bu kıt kaynaklara rağmen pes etmediler. 98'de bir garajda kurulduklarında 4 çalışandılar. 2000 yılına gelindiğinde 9 çalışan olmuşlardı.

2002 yılına gelindiğinde Amerikan Online ile ortak olup borsaya açıldılar... Şimdi neredeyse 20 bin çalışan ile Türkiye'nin ürettiği GSYH kadar piyasa değerleri var. Bir trilyon dolara yaklaşan bir değer... Dünyanın en pahalı ikinci markası... (Birinci çok az farkla Amazon)

Google Hikayesinin asıl önemli yanı şudur... Bütün dünya bu alanda yani bilişim ve teknoloji alanında uzun bir süre yeni bir şey yapılamayacağına inanıyordu.

Microsoft (MS) yapılabilecek herşeyi yapmış, her eve ve her iş yerine girmişti. Ortalıkta hiç bir zaman kırılamayacak bir tekel vardı. Mail, blog, tarayıcı, sosyal ortam ve bunların yanında hiç belli etmeden kullanılmaya mecbur bırakılan ofis programları... Piyasadaki herkes bu tekelin asla ve asla kısa bir sürede kırılamayacağına inanıyordu...

Halbuki devir, bilimde ışık hızında dalga boyu ile sıçrama dönemiydi. Elinden gelen çalışmayı yapacaksın ve ortaya amaçlanmayan sonuçlar yasasını oluşturan başarılar çıkacak.

Kısaca... Her zaman için yapılacak birşeyler vardır. Yeter ki hayallerimizi yetim bırakmayalım.

***

Ve Facebook Dünyayı Keşfetti...

Harward öğrencileri arasında parti organize etmek ciddi bir iştir. ABD gibi hoyrat bir ülkenin dahi çocukları, sosyal olabilmenin yanında geleceği de bu partilerde organize ederler. Thefacebook işte böyle bir ortam için kuruldu. Ülkede benzeri olan yüzlerce rakibi vardı. Partner siteleri, arkadaşlık evlilik ve daha öte benzer ilişki siteleri... Bu alanda hepsi aldıkları reklamlarla milyonerlik sınırlarını çoktan geçmiş yüzlerce site...İstediklerimiz her zaman ihtiyaç değildir ama ihtiyaçlar kalıcıdır. Zuckenberg bunu keşfetti. İnsanların sanal dünyaya ilk gelişleri istedikleri için olsa da, sonraki gelişleri ihtiyaç için olmalıydı ve öyle de oldu. 2009 yılında beğeni butonu geldi. Bu herkeste var olan narsizmi besleyecek olan çok önemli bir adımdı. Ayrıca merak edilen her profil incelenebiliyordu. Özgürlük (?!) önemli bir detaydı.

O yıllarda, google 100 defa görüntüleniyorsa, facebook 200 defa görüntüleniyordu. Ancak google kimin ne aradığını biliyordu. Reklam gelirleri kıyaslandığında, görüntülenme ile kıyaslandığında google 200 misli daha fazla reklam geliri sağlıyordu.

Sonra bir araştırma... Aslında tıklanmayan ve izlenmeyen reklamlarda satış sonucu daha fazla olduğu ortaya çıkıyor. Nano reklam tanımlaması geliyor. Reklam orada duruyor, göz ve beyin algılıyor ve sizi hiç rahatsız etmiyor.

Televizyonlar, reklamcılara program yapmaları maskesi adı altında saat satarlar. Aslında satılan saat değildir. Tam bir matruşka durumu... Kutu içinde kutucuklar gibi... Maske altında maske ve satılan saat sözleşmesi ile satılan o saatin izleyicileri...

Facebook işte belirlediği profillere yönelik aldığı reklamlarda aslında kullanıcıyı satmaktadır.

Gangnam Style'ın 3 milyar defa izlendiği 2014 dünya kupası 1 milyar kez tıklanmadığı bir alemde facebook bugün 2,3 milyar kullanıcıya ulaşmıştır. Bu tüm zamanlar için muhteşem bir rakamdır. Ak Parti, 26 milyon mu oy almıştı?

Aslında gerçek dünyada birşeyler yapmak için kurulup geliştirilen platform, sanal alemde eşi benzeri olmayan bir mikro şöhret oksimoronu olmuştur. Elbette rakipler var ve olacak ve en hesaplanamayan denklemi çözen başarılı olacak.

Farklılıkların tecrübe edilmesini hizmete sunmak bir risk içerir. Amaçlanmayan sonuçlar yasası kontrol edilemezliği öngörmektedir. Önemli olan çalışmak, en iyi yapabildiğini devamlı şekilde yapmak, yapmak ve yine yapmaktır.

Sanal alem... Hep bu şekilde başarıya ulaşmıştır. Önümüzdeki günlerde daha neler olacağını sadece tahmin edebiliriz. Google, facebook vevdiğerleri bir çok ülkeden daha güçlü ve dünyanın oldukça etkin kurumlarıdır. Ayrı birer coğrafya, ülke ve alem söz konusudur. Onsekizbin üstü onsekizbin alemden biri olmadığını kim söyleyebilir?

Artık bizden beklenen, yapmamız gereken ya da işin doğrusu, daha iyisini mi yapmaktır yoksa bir molla kasım mı beklemektir, bilemiyorum. Ama durum bu...

Facebook "insanlar kendileri hakkında ne anlatmak istiyor" bu soruyu bularak dünyayı keşfe çıkmıştır.

Ve bir kaç Zuckenberg sözü:

"En büyük risk hiç risk almamaktır.

İnsanlar çok zeki veya çok yetenekli olabilirler, ancak bu yetilerine inanmıyorlarsa sıkı çalışmayacaklardır.

Facebook’un Amerikan değerlerini tüm dünyaya yaymasını istemiyorum. Bu konudaki görüşüm kültürel konularda çok dikkatli olmak, farklılıklar ve insanların ne düşündüğünü anlayabilmektir.

Hızlı hareket etmek ve bir şeyleri rahatsız etmek gerekiyor. Taşları yerinden oynatmadığımız sürece bu konuda hiç yol alamayız."

Ve bilgi hırsızlığı... Bilgilerimiz ellerinde mi? Evet. Kullanıp kullanmamalarının, o zaman hiç bir önemi yok. Kimse hatadan ve yanlıştan uzak bir aziz değil...

Bu konuda kısaca ufuk açmaya çalıştım. Umarım konunun ilgililerine ve bu alanda mesafe almak isteyenlere yol gösterici malzeme çıkar.

Selam ve dua ile.