Dünyada ne kadar sonu "izm" ile biten beşeri ideoloji varsa, hepsinin canı cehenneme... Tamam da, meseleyi çözdük mü? Belki... Bu da bir çözüm yolu elbette. Tamamen itiraz etmiyorum.

Efsane gerçek karışık bilinen bir hikaye vardır:

Ünlü Gordion Düğümü... Asya'nın zenginliğini ve karmaşasını ifade eden meşhur kördüğüm. Ölen Frig Kralının varisi olmadığı için kente ilk gelen arabalı kişinin kral olması kararlaştırılmıştır. Gelen Gordion'dur. Arabasını kördüğümle bağlar.

"Kim bu düğümü çözerse Asya'nın hakimi olacaktır" der ve bu kördüğüm İskender zamanına kadar kalır.

İskender, düğümü kılıcı ile ikiye böler. Düğümü çözer ve Asya'yı birleştirir. Ancak kılıç ile gelen barış ve hakimiyet, çok güçlü olsa da, ömrü kılıcın sahibinin ömrü kadar kısa olur. Ben hala İskender'e kızarım ve o düğümü akıl ile çözecek kişinin var olması gerektiğine inanırım.

1960'lı yıllarda, yani biz bir taraftan ihtilaller ile uğraşıp, diğer taraftan Marshall Yardımlarını anlamaya ve sindirmeye çalışırken, İngiltere'deki Cambridge ve onun devam ekolü olan ABD'deki MIT iktisatçıları arasında bir tartışma vardı. Tartışma uzun cevaplar halinde dergilerde karmaşık matematiksel açıklamalarla, atışmalar halinde sürdü ve anlatıldı.Tabii kimse pek bir şey anlamadı. Konu zor olduğundan değil, basit olaylar karmaşıklaştığında, insanlar genelde öküz altında buzağı aramaya başladığından, zorlaşır. Halbuki, süt kokusunu takip eden buzağıyı bulur... Ama yanlış hedefler gösterilince, en basit kuramlar bile içinden çıkılmaz hal almaktadır.

Tartışma şuydu: Marjinal emek, marjinal sermaye geçerliliği oluşturur mu? Yani neoklasik faktör kuramı... Sonra denge durumu varsayımları ortaya çıktı.

Kim ne derse desin, tamamen kapitalist bir hayat yaşamış olan Karl Marks, yazdıkları ile kitleleri peşinden sürüklemiş önemli bir kuramcıdır. İzm içeren herşeyi boşvereceğim ama kitleleri boş veremiyorum. İnsan topluluklarını güruh olarak sürükleyen kuramları görmezden gelemiyorum.

Marks, Das Kapital'de sermaye, emek ve gelir üçgeninde kaybolmuşken birinci cilt yedinci bölümde, bir iç içe öneriler içeren kuram ortaya atar. Sermaye ve emek, gelirde denge için, belirli ve hatta eşit bir paya sahip olmalıdır, malın mübadele değeri harcanan emek ile belirlenmelidir, gibi... Katma değerler eşit bölünmelidir, gibi...

Marks okuyup ta düşünebilenlerin aklına şu fikir gelir. Bu adam çok akıllı. Çok iyi niyetli de olabilir. Çünkü ideal olanı söylüyor. Ama, ya aptalı oynuyorsa... O zaman tam bir şeytan, anarşist... Gücü elinde bulunduran ve gelirin kontrolü eline geçiren tabaka, ister istemez sistemi kapitalizme ve emperyalizme sürükleyecektir ve nitekim de öyle olmuştur. Çin bugün dünyanın en büyük ikinci ve üçüncü kapitalist devlet bankalarına sahiptir.

Sonuçta iktisatçılar denge problemini çözememişlerdir. Aslında çözümü hepsi biliyor da, çözerlerse işsiz kalacakları için, çözmediler belki de...

Keynes, devamlı para ve maliye politikaları ürettikten sonra demiştir ki:"Maliye politikaları ekonomiyi bunalımdan kurtarmaz. Aslında uzun vadede hepimiz birer ölüyüz." Mesele, anlayan için özetlenmiş oldu, sanırım.

İngiltere Kraliçesi 2007 krizinde bütün iktisatçı akademisyenleri toplamış ve uzun bir toplantı yapmıştı. Krizin nedenlerini sormuş ve hiç kimse düzgün bir cevap verememişti.

Hatırladığım, genç bir banka yöneticisi şöyle bir cevap vermişti: "Biz elimizden gelen her şeyi yaptık."

Evet herkes elinden gelen her şeyi yapar. Filin kuyruğunu tutan bir kör, fili bir kuyruk imiş gibi elinden geldiğince tarif eder. Kibrit çöpünü gözünün önüne tutan biri her şeyi o kibrit çöpü imiş gibi tarif eder.

Materyalist düşünce görünenle sınırlıdır. Bir de görünen ile hemen hemen aynı ağırlıkta görünmeyen bir dünya vardır. Bu iki dünya birbirinden ayrıldığında hata yapmak kaçınılmaz olmaktadır.

Ekonomide görünmeyen denge unsuru güvendir.... 2002 yılında Türkiye olarak yaşadığımız etkenlerin başında bu vardı. Güvenmiştik. Üç hanelere giden enflasyon ve faizler iki hanelerin diplerine inmişti anında...

Şimdi buna artı değerler ilave etmenin zamanı geldi. 54 bin civarında dolar milyonerimiz var. Zenginliği 100 bin dolar üzerinde olan bir milyona yakın insanımız var... Yıllık 80 milyar dolar zekat toplanma kapasitemiz var.... Evet zekat.

"Aaaa... Her şey çocukluğumuzda öğrendiğimiz, islamın beş şartında saklıymış meğer" demediniz daha değil mi? Tabii haklısınız. Sekiz yıllık kesintisiz demokratik laisizmin etkisinden, narkozundan hala çıkamadık. Ama az kaldı çıkacağız inşallah.

Evet, zekat... Zekat, Müslümanın güçlenmesi içindir. Dünyanın da mutlu insanları olabilsin diyedir. Zekat, Allah'ın olanı Allah'a borç olarak verebilme iradesidir. Zekat, zayıf ve fakir müslüman kalmasın diyedir. Dünyanın en fakir şehri Gazze ve Refah Kampları gibi yerler olmasın diyedir.

Zekat, zengin çocuğu oyuncak için ağlarken, yetim çocuk ekmek gördüğünde gülsün, diyedir.

Yetim çocuk bizi Allah'a şikayet etmesin diyedir.

Selam ve dua ile.

(devam edecek)