Son analizinde kur şoku riskine vurgu yapan Geçer, mevcut ekonomik göstergelerin kötüleşmesi halinde gram altında sert yükselişlerin yaşanabileceğini ileri sürdü. Özellikle dış borç ve rezerv dengesine dikkat çeken açıklamalar, piyasalarda yeni bir tartışma başlattı.

Kısa Vadeli Dış Borcun Yükseldiği Açıklandı

Türkiye’nin dış borç yapısına ilişkin veriler, ekonomistlerin yakın takibinde yer alıyor. Açıklanan son verilere göre, kısa vadeli dış borç stoku 173,4 milyar dolar seviyesine ulaştı . Ancak uzun vadeli borçların kısa vadede ödenecek kısmı da eklendiğinde toplam yükümlülük 239 milyar dolar seviyesine çıkıyor.

Selçuk Geçer, bu tablonun sürdürülebilir olmadığı görüşünü dile getirerek, borç çevirme oranlarında yaşanabilecek bir düşüşün ciddi bir döviz krizine yol açabileceğini savundu.

Merkez Bankası Rezervlerinin Yetersiz Kaldığı İddia Edildi

Dış borç tartışmalarında en kritik başlıklardan biri olan rezervler konusunda da çarpıcı veriler paylaşıldı. Geçer’e göre:

  • Brüt rezervler: 177,5 milyar dolar
  • Net rezervler: 57,4 milyar dolar
  • Swap hariç net rezervler: 43 milyar dolar

Bu veriler ışığında, 239 milyar dolarlık kısa vadeli borca karşılık sadece 43 milyar dolarlık kullanılabilir rezerv bulunduğu iddia edildi. Geçer, bu durumun uluslararası standartlara göre kritik seviyenin altında olduğunu öne sürdü.

Brüt rezervlerin yüksek görünmesine rağmen, önemli bir kısmının swap anlaşmaları ve zorunlu karşılıklardan oluştuğu ve bu nedenle gerçek kullanılabilir rezervin sınırlı olduğu ifade edildi.

Yabancı Yatırımcı Çıkışının Hızlandığı Belirtildi

Son dönemde Türkiye piyasalarından yabancı yatırımcı çıkışının hızlandığına dikkat çekildi. Özellikle 13 Mart 2026 haftasında 2,9 milyar dolarlık tahvil satışı gerçekleştiği belirtildi.

Ayrıca, yüksek faiz avantajı nedeniyle Türkiye’ye gelen carry trade yatırımlarında da tersine dönüş yaşandığı ifade edildi. Geçer’e göre yalnızca bir haftada 12 milyar dolarlık çıkış yaşandı.

Toplam yabancı sermaye çıkışının ise 24 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Bu gelişmelerin, döviz kurları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğu değerlendiriliyor.

Dolar Kurunun 80-90 TL Bandına Çıkabileceği Öne Sürüldü

Selçuk Geçer’in en dikkat çekici iddialarından biri, kontrol kaybı yaşanması halinde dolar kurunun 80-90 TL seviyelerine çıkabileceği yönünde oldu.

Bu tür bir kur şokunun gerçekleşmesi halinde:

  • İthal maliyetlerin artması
  • Enflasyonun hızlanması
  • Faiz oranlarının yükselmesi

gibi zincirleme etkilerin ortaya çıkabileceği ifade edildi.

Akaryakıtta Şok Artış: Motorin Fiyatları Rekor Seviyeye Yükseldi
Akaryakıtta Şok Artış: Motorin Fiyatları Rekor Seviyeye Yükseldi
İçeriği Görüntüle

Gram Altında 12 Bin TL Senaryosu Paylaşıldı

Kur artışı senaryosunun en önemli yansımalarından biri de altın fiyatları oldu. Geçer, dolar kurunun sert yükselmesi halinde gram altının 12.000 TL seviyesine ulaşabileceğini iddia etti.

Bu durumun, mevcut fiyatlara kıyasla yaklaşık 6 bin TL’lik bir artış anlamına geldiği ve yüzde 80’in üzerinde bir yükselişe işaret ettiği belirtildi.

Altın yatırımcıları açısından bu tahmin dikkat çekici bulunurken, bazı uzmanlar bu senaryonun aşırı iyimser ya da spekülatif olabileceğini değerlendiriyor.

Turizm ve Sanayide Olumsuz Sinyaller Verildi

Ekonomideki risklerin yalnızca finansal göstergelerle sınırlı olmadığı ifade edildi. Turizm verilerine göre yabancı turist sayısında yüzde 3’ün üzerinde düşüş yaşandı . Bu durum, döviz gelirleri açısından önemli bir kayıp anlamına geliyor.

Sanayi tarafında ise maliyet baskıları artıyor. Özellikle petrol fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak plastik maliyetlerinin yüzde 90 arttığı belirtildi. Bu artışın, başta üretim ve gıda sektörleri olmak üzere geniş bir alanda fiyat baskısı oluşturduğu ifade edildi.

Ekonomik Riskler ve Beklentiler Tartışılmaya Devam Ediyor

Ekonomistlerin bir kısmı, bu kadar sert bir kur şokunun gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğunu savunurken, diğer bir kesim ise mevcut kırılganlıkların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Selçuk Geçer’in değerlendirmeleri, Türkiye ekonomisine yönelik risklerin yeniden gündeme taşınmasına neden oldu. Özellikle dış borç, rezerv dengesi ve sermaye hareketleri önümüzdeki dönemde piyasaların yönünü belirleyen temel faktörler olmaya devam edecek.